84 reasons to love Bulgaria

This gallery contains 6 photos.

Originally posted on 99 lives:
Every time I travel abroad I realize how much I love Bulgaria. Our country is gorgeous! We often don’t see it or take whatever we have as granted. We also like to compare ourselves to others.…

Galeri | Yorum bırakın

Hello world!

Faizin, Polikratis’ten bu yana uzun ince bir “koridor”daki yolculuğu

 Türkiye’de faiz tartışmaları sıkça alevlenir. Son dönemdeki tartışma “faiz lobisi” ve “faiz koridoru” arasında gidip geliyor. Kimilerine göre birileri, zaten dünyanın en yükseğinde olan faizlerin daha da yükseltilmesi için el altından çalışıyor; başkalarına göre de, Merkez Bankası, kendi icadı olduğunu söylediği “faiz koridoru”na girmiş, geri dönülmez bir yolda ilerliyor. TCMB’nin, enflasyon hedeflemesi rejimi uygulayan hemen tüm ülke merkez bankalarının uyguladığı “faiz koridoru” sistemini “Türk icadı” diye sahiplenmeye çalışmak yerine, koridorun çıkmaz sokağa dönüşme riskini dikkate almasının daha yerinde olacağı ortada.

 Hemen tüm piyasalar faize çok duyarlı olduğu için, para otoritelerini hedef alan tartışmalar da her zaman bu piyasaların tamamını kapsar; çünkü, faizdeki her hareket, diğer tüm piyasaları az ya da çok etkiler. Paranın ve dolayısıyla paranın fiyatı olan faizin patronu, en liberal ekonomilerde dahi her zaman devlet erkidir. Dolayısıyla, faiz her zaman, “faiz politikası”yla yönlendirilen politik bir araç olmuştur. Bu durum, faizin bir enstruman olarak ekonomiye girdiği yüzlerce yıl önce de böyleydi, bugün de, çok karmaşık bir durum almış olmasına karşın böyledir.

 Paranın kaburgalarından doğan faizin gücü Olimpos’un zirvesini aştı

 Faizin başlangıcı, günümüzden 4000 yıl kadar önceye, Sümerler’e dayansa da, organize biçimde başlangıcı, kuralları ve yasası ile Lidyalıların “para”yı kullanmaya başlamalarının kısa süre sonrasına dayanır. Bu nedenle, “para” ile “faiz”i yaşıt olarak kabul etmek doğru olacaktır. Bu dönem, insanlığın artık Olympos Dağı’nın tepesindeki tanrılardan çok, her şeye “gücü” yetmeye başlayan “para”ya daha çok inanmaya başladığı dönemdir. O çağlarda yaşamış bir Ege’linin deyimiyle:

 Artık, “Çok parası olanın, tanrılara fazla umut bağlamasına gerek yok”tu.

Parayla dilediği her şeye kavuşabilir”di.

 Milas’ın tam karşısına düşen Ege Adası Samos’da da (Sisam) Milattan Önce altıncı yüzyılda artık egemen güç “para” olmuştu. Herkes, her işi para karşılığında yapıyor, para karşılığında veriyordu. Bir başka deyişle, “para” Samos halkının her şeyi olmuştu. Lidyalıların kullanmaya başlamalarının ardından, Ege havzasında hemen her uyarlık biriminin bastığı para bu adada geçerliydi; günümüzdeki deyişle, bu adada “tam konvertibilite” vardı.

Lidya parasının yanı sıra, Babil’in, her biri birkaç kilo gelen para birimi “talant”ı da Samos’da geçerliydi. Ağırlığı nedeniyle, dolaşımda istenilen pratikliği sağlayamadığı için daha çok saklamak (yatırım yapmak) üzere kullanılan Babil talantının ya da Ege’deki, Batı Anadolu ve yakın çevresindeki uygarlıkların ürettiği paraların Samos’da açamayacakları kapı kalmamıştı.

 Paranın egemeni kötülüklerin de kaynağına dönüştü

Samos halkının arasında biri vardı ki, paranın tam anlamıyla “patronu” olmuştu: Polikratis. Denizlere egemen olmayı kafasına takmış ilk Yunanlı olarak da bilinen Polikratis, 10 yıllık iktidarı boyunca adalar ve İyonya üzerinde hakimiyet kurmak için çalıştı. Samos, egemenliği ele geçirmeden önce, 40 kadar köleyi çalıştırdığı atölyelerinde kumaş, amfora ve tunç tarım aletleri üretiyordu. Polikratis, atölyelerinde ürettirdiği Samos’un boyalı ve içi sırlı amforaları ile Mısır’dan Anadolu’ya, Karadeniz kolonilerinden İtalya ve İspanya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyaya şarap satıyordu. Aynı zamanda acımasız bir diktatör olan Samos tiranı Polikratis (MÖ 532-522), dillere destan servetini asıl olarak, buradan kazandığı paralar ile tanrıların himayesinde sayılan soyluları kendisine borçlandırarak elde etti.

Soylular, her ne kadar tanrıların kendileriyle olduğunu söylüyorlarsa da, para icad olalı beri, para olmadan bir iş yaptıramaz, bir şey sahibi olamaz duruma gelmişlerdi; Samos halkı da, onlara paranın gücünü öğreten Polikratis de, “para”sız hiçbir şey vermiyor, yapmıyordu. Bu nedenle de, soylular çaresiz, “para”nın patronu Polikratis’e başvuruyorlardı. Polikratis hızla büyüdü ve “para”nın yanı sıra tüm Samos’un da hakimi oldu. “Para”nın ve Samos’un böyle birinin egemenliğine girmesinden sonra artık elinde biraz parası olanlar bile yoksullaşmaya başladılar.

Egemenlik soyludan, paranın sahibi tüccara geçti

Polikratis, insanların daha sonra “faiz” adını vereceği, türlü “para oyunları”yla, Samoslı’ları borçlandırıyor ve hatta özgür insanlara da, özgürlüklerine karşılık borç veriyordu. Samos halkı, Polikratis’ten çok çekmiş olacak ki, bir de söylence uydurmuşlardı. Bu söylenceye göre, Polikratis bir gün, “insafa” gelmiş ve servetinin büyümesinde çok şey borçlu olduğu denize bir altın yüzük atmıştı. Ancak, deniz onun bu kötülüklerine öyle kızmıştı ki, hediyeyi kabul etmemiş ve birgün bir balıkçının Polikratis’ın sarayına getirdiği balığın karnından bu yüzük çıkmıştı.

Polikratis giderek tarihin derinliklerine gömüldü ama ardında binlerce yıl ekonominin temelini oluşturacak bir şey bırakmıştı; “faiz”. Artık, borçlanma, buğday, balık ya da zeytinyağı ya da şarap karşılığı değil, faiz ile yapılıyordu. Zenginler, paralarını küpte tutmak yerine, egemenlikleri yıkılan soyluların iflas etmiş torunlarına faizli borç olarak veriyorlardı. Artık, Milas’ta, Efes’te, Atina’da, gücünü tanrıdan alan soylu egemenliği bitmiş, yerine gücünü “para”dan alan tüccarların egemenliği başlamıştı.

Para ve faizle yaşamın merkezi piyasalara kaydı

Durum böyle olunca, insanların yaşam tarzı da değişmişti. Artık insanların toplanma yerleri, tapınaklar, dinsel adak yerleri olmaktan çıkmış, kentlerin, kasabaların en işlek yerleri pazar meydanları (agora) olmuştu. Ülkelerin her yanına, kulaktan kulağa yayılan haberler buradan çıkıyor, buralardan öğreniliyordu.

 “Mısır’da kuraklık olmuş, buğday azalacak, fiyatı artacak”.

Efes’den bir gemi dolusu şarap gelmiş, ama öncekilere göre daha pahalı”.

 Toplumsal yaşam bu noktaya geldikten sonra, yasalar da buna göre biçimlenmeye başlamıştı. Artık, daha önceden olduğu gibi, tüccar, demirci yasalar karşısında “bir hiç” değildi. Yasalar onların haklarını da koruyordu. Artık yeni yasalara göre, bir kimse, bir başkasından borç aldıysa “faiziyle birlikte” ödemek zorundaydı. Böylece, günümüze kadar uzanan ve artık karmaşık bir yapı alan “faiz”e ilişkin ilk yasal düzenlemeler eski Ege uygarlıklarında yapılmıştı.

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum